Karbon salımı rekor düzeylere düştü; ama buna sevinemiyoruz

Yazar ve İklim Değişikliği Uzmanı Arif Ergin, Coronavirus’ün çevreye olan etkileri üzerine yazı kalem aldı.

Karbon salımı sadece Çin’de bile bir ay içinde yüzde 25 düştüğüne dikkat çeken Ergin, “Dünya yıllar sonra nihayet derin bir nefes almalı ve bunu kutlamalıydı. Ancak maalesef karbon salımındaki düşüş; iklim krizine saygılı politikacılar, çevreci şirketler veya iklim aktivistlerinin bir çabası sonucu değil bir virüs yüzünden oldu: Covid-19. Gözle görülemeyecek kadar küçük bir organizma, koskoca devletlerin, küresel şirketlerin ve on binlerce iklim aktivistinin çeyrek asırdır başaramadığı şeyi birkaç hafta içinde başardı ve sera gazı salımını dramatik bir şekilde düşürmeye başladı” diye vurguladı.

 

 

Ergin yazısının devamında şu ifadelere yer verdi:

 

Dünya genelinde insanlar evlerine çekiliyorlar; ancak bu insanlar üretim veya hizmet gibi çeşitli iş kollarında faaliyet gösteren çalışanlar olduğu için zamanda tüketimle birlikte üretim de durmuş oluyor. Dünyanın en büyük pazarlarından biri olan Çin’de otomotiv satışları bir ayda %80 düşüyor! Fabrikalar birer birer üretime ara verme kararı alıyor. Üretim durunca fabrika bacaları tütmez oluyor. Buna trafikten çekilen araçları, sefer sayısı düşen uçakları, deniz taşımacılığının azalmasını da ekleyince atmosfere salınan karbondioksit miktarı da düşüveriyor. Öyle ki ülkedeki santrallerin yüzde 36 oranında daha az enerji ürettiği, kömür kullanımının da yüzde 29 oranında düştüğü belirtiliyor. Petrol endüstrisinde üretim ise yüzde 34 gerilemiş durumda. Sadece Çin’de de değil, uzmanların açıkladığı rakamlara göre koronavirüs salgını yüzünden küresel endüstriyel üretim yüzde 15 ila 40 arasında daraldı. Bu durum küresel ölçekte de karbon salımının düştüğü anlamına geliyor.

 

Buna bir dönemin kapanışı, aşırılıklar ekonomisinin sonu diyebiliriz.

 

“Aşırı üret, aşırı tüket, ihtiyacından fazlasını satın al ve işin bittiğinde fırlatıp doğaya at.”

 

İnsanoğlu bu ekonomik modeli gerçek anlamda 1950’lerde icat etti ve adına da “kapitalizm” dedi. Alıcı da satıcı da memnun gibiydi. Ama sadece 50 yıl içinde bu “aşırı” yükü kaldıramayan ekolojik denge maalesef çöktü. Ekolojik sistem kendi kendini yenileme kapasitesini, yaygın tabirle ifade edersek “sürdürülebilirliğini” kaybetmek üzere. Bir süreden beri kaynakları tüketme hızımız, onların kendini yenileme hızından fazla. Üstelik sadece kaynakları tüketmekle kalmıyoruz, bir yandan da petrol, gaz, kömür gibi “kirli” enerji tipleriyle atmosferi dumana boğuyoruz. Atmosferde biriken karbondioksit, metan gibi sera gazları yüzünden hava ve dünya ısınıyor. Isınana toprak çölleşiyor, dünyamız temiz su kaynaklarını kaybediyor, verimli topraklar yükselen tuzlu suların altında kalıyor. Bozulan iklim dengesi yüzünden ani seller, fırtınalar, hortumlar, kuraklıklar yaşanıyor. Dünyanın pek çok yerinde insanca bir yaşamı sürdürebilecek temiz su kalmamış durumda. Aşırı ısınan havalar susuzlukla birleşince salgın hastalıklar çıkıyor. Üçüncü dünya ülkelerinin açlık sınırının altındaki halkları bu hastalıklarla yeterince mücadele edemiyor. Bakteriler, virüsler evrim geçirip güçleniyor ve süper virüsler haline gelip dünyayı etkilemeye başlıyor.

 

Oysa Dünya, 1970’lerde alarm vermeye başlamıştı, kulak asmadık. 1980’lerde ve 1990’larda yaşanan doğa olayları “küresel ısınmayı” herkes için belirgin hale getirdi ve bizi yeniden uyardı. Maalesef biz yine frene basamadık. 2000’lerde büyük doğa felaketleri yaşamaya başladık. Uzmanlar haykırdılar; “İklim değişiyor, biz niye değişmiyoruz?” Artık frene basmamız gerektiğini anladık ve ayağımızı fren pedalına koyup hafifçe fren yapmaya başladık. Ama bu hem yumuşak bir fren oldu, hem de artık bazı şeyleri önlemek için çok geç kalmıştık. Sonuçta bugün gezegenimizin bize çıkardığı fatura bu oldu:

 

Covid-19.

Corona virüs ailesinin en son ferdi. Aşısı şimdilik yok. Bilim insanlarına göre aşı bulma ümidi en yakın 1 yıldan önce yok. İlacı yok. İlaç bulma ümidi 3 ila 6 aydan önce yok. Bu durumda tek yapabileceğimiz hijyene dikkat etmek ve kalabalığa karışmamak, hatta evlere çekilmek. Eve çekildikçe ekonomi daha da yavaşlayacak ve küçülecek. Küresel ölçekte bir ekonomik krizin, hatta küresel sistemde büyük bir değişimin ayak sesleri bunlar. Piyasalarda oluşacak küresel şoku önlemek ve hasarı en az seviyede tutabilmek için ABD Merkez Bankası FED faizleri sıfıra indirdi. Bu şaşırtıcı derecede güçlü bir hamleydi. Hemen ardından bu habere IMF’nin 1 Trilyon dolarlık kredi kapasitesini aktive edeceğini duyurması eklendi. Yerelde de devletler ekonomik sarsıntılara karşı pozisyon alıp önlem paketleri açıklıyorlar. Umarız bu dönem en az hasarla atlatılsın. Ama Covid-19 sonrasındaki ekonomik düzenin artık eskisi gibi bir düzen olamayacağını öngörenlerin sayısı hiç de az değil.

 

Peki eski sistemin yerini ne alacak?

 

Bu değişim, insanlığın hayrına ve insanca bir değişim mi olacak? Yoksa bir türlü akıllanmayan insanoğlu, her keskin virajda yaptığı gibi “krizi fırsata çevirip” pragmatist bir uyumlanmayla daha küresel, daha birbirine bağımlı, daha şirket merkezli bir modele mi savrulacak? Sıradaki daha insanca bir düzen mi? Yoksa daha vahşi bir kapitalizm mi olacak?

Bunu henüz bilmiyoruz.

Benim gibi “iklimci” ekonomistler için bir umut olabilir mi? Hep bahsettiğimiz, özlemini kurduğumuz insanca bir düzenin, “Yeşil Yeni Düzenin” başlaması için bir milat mı olacak tüm bu yaşananlar?

 

Bunu da henüz bilemiyoruz.

 

Bildiğimiz bir umut olduğu. Eskisinden de büyük bir umut.

Ama önce başımızdaki Korona krizinden kurtulmamız gerekiyor.  


Hibya Haber Ajansı

3.2b
Okunma